Ana içeriğe atla

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 27. Bölüm

Misafirperverlik.

Konuyla İlgili Hikâye.

Bir gün Peygamberimiz (sav)'e bir misafir geldi. Yorgun ve çok fakir olduğunu söyledi. Peygamberimiz (sav) hanımlarının birisinin evine haber gönderdi. Hanımı;
"Yâ Resûlullah, seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yoktur." dedi.
Sonra başka bir hanımına gönderdi, ondan da aynı cevabı aldı. Neticede anlaşıldı ki, Peygamberimiz (sav)'in hanımlarının hiçbirisinin evinde yiyecek yoktur.
Sonra Peygamberimiz (sav) sahabîlere;
"Kim bu adamı bu akşam misafir ederse Allah ona rahmet etsin." buyurdu.
Bunun üzerine Ensar’dan bir zat kalktı. Kendisinin misafir edebileceğini söyledi ve aldı, evine götürdü. Hanımına:
"Evde yiyecek bir şey var mı?" diye sordu.
"Çocukların yiyeceğinden başka bir şey yoktur." cevabını aldı. Hanımına,
"Çocukları bir şeyle oyala. Yemek isteyecek olurlarsa uyut, misafirimiz yemek yiyeceği zaman kalk, lâmbayı söndür. Tâ ki kendisiyle birlikte yemek yediğimizi göstermiş olalım."
Sofraya oturdular. Misafir yemeğini yedi. Kendileri de yer gibi yaptılar, fakat aç olarak gecelediler.
Ev sahibi sabah olunca Peygamberimiz (sav)'in huzuruna geldi. Peygamberimiz (sav)  kendisine şu müjdeyi verdi:
"Sizin yaptığınız bu güzel işten dolayı Allah her ikinizden de razı oldu."

Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular:
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden misafirine ikram etsin."
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden akrabasını görüp gözetsin."
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun."
Konuyla İlgili Video Linki Aşağıdadır.
Kaynak: Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, Müslim, Îmân 74, 75. Tirmizî, Kıyâmet 50

Konuyla İlgili Videoyu İzlemek İçin Lütfen Aşağıdaki Linki Tıklayınız.








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 1. Bölüm

Doğruluk-Dürüstlük. Konuyla İlgili Hikâye. Hz. Ömer, bir gece, hizmetçisi ile birlikte kıyafetini değiştirerek halkı kontrol etmek ve problemlerini bizzat dinlemek üzere dolaşırken, bir kadının kızına şöyle dediğini işitti. - Kızım kalk süte su kat ve yarın onu satmaya hazırlan. - Kızı: Anneciğim Hz. Ömer’in süte su katmayı yasakladığını duymadın mı? - Annesi: Kızım! Halife burada değildir, o bizi görmez veya herhangi bir kimse bizi görmez, diye cevap verdi. - Kızı: Anne, Ömer bizi görmese bile Allah bizi görür. Lütfen böyle yapmayınız, dedi. Hz. Ömer, bu kızın sözünü ve davranışlarını çok beğendi ve hizmetçisine; “o kızı oğlu Asım’a eş olarak alacağını” söyledi. Daha sonra onu oğlu Asım’la evlendirdi. Bu gelinin bir torunu, en meşhur ve en adaletli halifelerden biri olan Ömer b. Abdülaziz’dir. Konuyla ilgili bir Hadisi Şerif: Bir sahabî söyle dedi. - Yâ Resûlâllah! Bana İslam’ı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim...

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 33. Bölüm

Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar. Konuyla İlgili Hikâye. İstanbul’daki Fatih Medresesi’nin her odasında dört beş talebe beraber kalırmış. Bu talebeler memleketlerinden getirdikleri fasulye, bulgur, mercimek, nohut vesaireyi beraber pişirirler, beraber yerler ve her hafta içlerinden birisi nöbet tutarak bu işleri yaparlarmış. Geceleri ders çalışmak için yaktıkları mumların parasını da aralarında toplayıp, o haftaki nöbetçi talebeye verirlermiş. Bu talebelerden birisi çok açıkgözmüş. Her gece şamdanların dibinde kalan kırıntı mumları toplar, eritir ve onlardan uydurma bir mum yaparak parayı cebine indirirmiş. Fakat onun yaptığı mum, yeni mumlar gibi uzun müddet odayı aydınlatamaz, erkenden sönermiş. İşin farkına varan arkadaşları, bir gece yine yatsı namazından sonra karanlıkta kalınca, hesap sormaya başlarlar: – Biz sana para verdik, ne diye mum almadın? – Aldım işte, ne yapayım mumlar küçülmüş, bu kadar yanıyor. İçlerinden birisi: – Tabii o kada...

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 9. Bölüm

Sorumluluk. Konuyla İlgili Hikâye. Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakınan bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü. Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu. Birgün hükümdar, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi. Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı. Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiç bir çözüm gelmedi. Bu nedenle hiç olmazsa canını olsun kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi. Üzgün, dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla bir süre ahbaplık etti. Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna "Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de, ben de şu görün...