Ana içeriğe atla

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 16. Bölüm

Sabır.

Konuyla İlgili Hikâye.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hastalanmıştı. Hz. Fatıma anamız, âlemlere rahmet olarak gönderilen babası Hz. Muhammed’in yanına vardı ve pek üzgündü. Allah’ın Resulü, kızının bu halini görünce ona ne için bu kadar üzgün olduğunu sordu. Hazret-i Fatıma anamız: “Baba, çocuklar çok hasta yatıyorlar, bir türlü ateşlerini düşüremedim” der. Allah’ın Resulü: “Çocuklar için üç gün oruç adağında bulun” der.
Hz. Fatıma anamız, çocukların şifa bulması için üç günlük adak (nezir) oruç adağında bulunur ve oruca niyet eder. Ancak, o gün Hz. Ali Efendimizin evinde yiyecek hiçbir şeyleri yoktur. Hz. Ali Efendimiz, o günkü kazancı ile bir miktar arpa alır ve eve getirir. Hz. Fatıma anamız, bu arpayı el değirmeninde un eder ve üçe ayırır. Birinci bölümünü o gün ekmek yapıp beş parçaya ayırır. Oruçlu oldukları günün akşamı, tam oruç açacakları bir saatte bir yoksul, kapılarını çalar: “Ey Muhammed’in Ehl-i Beyt’i! Kapınıza miskinlerden bir yoksul geldi, açım, beni doyurunuz ki Allah’ta sizleri cennet sofralarında doyursun” der. O vakit Hz. Ali Efendimiz: “Ey insanların en hayırlısının kızı Fatıma! Şu anda kapımızda zor durumda ve aç olduğunu söyleyen bir yoksul var ne yapmamı istersin?” diye sorar. Hz. Fatıma anamız: “Bu hususta benim sana karşı en ufak bir itirazım olmaz, sen nasıl istersen öyle olsun” der.
O vakit; tüm aile kendi lokmalarının tamamını yoksula verirler ve kendileri, su ile oruçlarını açarlar. İkinci günü aynı saatte bir yetim, üçüncü gün aynı saatte bir esir gelip kapılarını çalar. Birinci günkü gibi Hz. Ali ve tüm aile bu defa lokmalarını gelen bu kimselere verirler. Dördüncü günü, Hz. Ali Efendimiz, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i yanına alıp, Hz. Muhammed’in hanesine geldiler. Peygamber Efendimiz, onları solgun ve bitkin bir halde görünce: “Ya Ali! Çocukların bu hali nedir?” diye sordu. Hz. Ali Efendimiz, üç gün boyunca tuttukları oruçtan ve bu üç gün içerisinde birinci gün bir yoksul, ikinci gün bir yetim ve üçüncü gün bir esirin hanelerine geldiğini ve yemeklerinin tamamını bu gelen kimselere verdiklerini anlatır. O vakit Allah’ın Resulü: “Ya Ali! Üç gün boyunca sizin hanenize gelen kimse Hızır Aleyhisselam idi. Cenab-ı Allah, sizin sabrınızı sınamak üzere, Hızır’ı sizin hanenize gönderdi” dedi.

Konuyla İlgili Videoyu İzlemek İçin Lütfen Aşağıdaki Linki Tıklayınız.










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 32. Bölüm

Empati. Konuyla İlgili Hikâye. Bir ülkenin kralı en sevdiği atını kaybetmiş ve bu yüzden çok üzülmektedir. Atı bir türlü bulamadığı için ortaya bir ödül koyar. Herkes ödülü kazanmak için koşar gelir ama kimse atı bulamaz. Çobanın biri kralın huzuruna çıkar ve atı bulacağını söyler. Kral buna inanmaz. Ülkenin en akıllı kişileri atı bulamadı da bu budala mı bulacak? Çoban atı aramak için kraldan izin ister. Kral çobana peki öyleyse ara bakalım der. Çoban birkaç saat içinde atı bulur ve saraya getirir. Kral bu duruma çok şaşırır. Çobana atı nasıl bulduğunu sorar. Çoban “Çok kolay oldu hükümdarım. Kendimi atın yerine koydum, bir at olsam nereye gideceğimi düşündüm ve onu hemen buldum” Çobanın cevabı kralın çok hoşuna gider ve ödülün çobana verilmesini emreder. Konuyla İlgili Videoyu İzlemek İçin Lütfen Aşağıdaki Linki Tıklayınız. https://www.youtube.com/watch?v=Wmr6GqrFF-Y

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 33. Bölüm

Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar. Konuyla İlgili Hikâye. İstanbul’daki Fatih Medresesi’nin her odasında dört beş talebe beraber kalırmış. Bu talebeler memleketlerinden getirdikleri fasulye, bulgur, mercimek, nohut vesaireyi beraber pişirirler, beraber yerler ve her hafta içlerinden birisi nöbet tutarak bu işleri yaparlarmış. Geceleri ders çalışmak için yaktıkları mumların parasını da aralarında toplayıp, o haftaki nöbetçi talebeye verirlermiş. Bu talebelerden birisi çok açıkgözmüş. Her gece şamdanların dibinde kalan kırıntı mumları toplar, eritir ve onlardan uydurma bir mum yaparak parayı cebine indirirmiş. Fakat onun yaptığı mum, yeni mumlar gibi uzun müddet odayı aydınlatamaz, erkenden sönermiş. İşin farkına varan arkadaşları, bir gece yine yatsı namazından sonra karanlıkta kalınca, hesap sormaya başlarlar: – Biz sana para verdik, ne diye mum almadın? – Aldım işte, ne yapayım mumlar küçülmüş, bu kadar yanıyor. İçlerinden birisi: – Tabii o kada...

ÇOCUKLARIMIZA KAZANDIRABİLECEĞİMİZ GÜZEL HUYLAR. 9. Bölüm

Sorumluluk. Konuyla İlgili Hikâye. Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakınan bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü. Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu. Birgün hükümdar, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi. Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi. Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı. Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiç bir çözüm gelmedi. Bu nedenle hiç olmazsa canını olsun kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi. Üzgün, dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla bir süre ahbaplık etti. Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna "Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de, ben de şu görün...